DOĞUBEYAZIT Soğuk bir kış vakti bilmem hangi zaman doğmuşum doğu illerinin birinde. Etrafta yalancı bir telaş… Siyah beyaz bir resme bakar gibi sadece bir ismim var dünyaya gelişimin nedeni saydığım. Doğduğum yerin çok soğuk olması benimle beraber doğan çocukların hayata tutunamadıkları halde benim yaşamak için verdiğim mücadele. Belki de böyle düşünmeme sebepti bu anlatılanlar.
Yukarıda ki yazıyı Acılardan Arta Kalan isimli kitabımda yer alan bir paragraftan aldım. Evet 1979 yılında Ağrı da dünyaya gelmişim. Aslen Konya’lıyım. Yıllarca doğduğum memleketin hasretini çektim. Evleninceye kadar babama evlendikten sonra da yirmi yıl eşime söyledim ama gitmek nasip olmadı. İçim de adını koyamadığım bir burukluk oldu hep. Ne zaman Ağrı ile ilgili bir haber görsem duysam içim yandı.
Uzaktan hayalini kurmakla yetindim yıllarca. 2019 yılında eşimden ayrıldıktan sonra ilk yapacağım şeyler arasında Ağrı’ya gitmek vardı. Tek başına çok uzun süren bor yolculuğun ardından doğduğum şehre gelmiştim. Zafer kazanmış gibi mutluydum. Yıllarca gelemediğim yere kendi başına gelmenin mutluluğu vardı içimde. İlk önce Ağrı’nın havasını içime çektim. Yaşadığım mutluluğun tarifi yoktu. Dakikalarca etrafı izledim. Sakinliğiyle, sessizliğiyle, doğasıyla o kadar etkilemişti ki beni hayallerimden çok daha güzel bir yerle karşılaşmıştım. Ağrı’nın bu büyülü etkisinden az da olsa kurtulduktan sonra kitabım için çeşitli kurumları ziyarette bulundum. Beni karşılama şekilleri, insanların yüzlerinde ki gülümsemeler sundukları ikramlar o kadar içten ve samimiydi ki Ağrı da doğmaktan o an da orda bulunmaktan dolayı çok mutluydum. İçim huzurla kaplıydı sanki.
Ağrı ya olan ziyaretim geldiğim ilk dakikadan itibaren kulağımda yöresel ezgileri, gözümde doğanın muhteşem görüntüleri, dimağımda hikayeleriyle ve yüreğimde ki heyacanlarıyla bitti. Bu yıl tekrar Ağrı ya gitmek için programlar yaptım ama bu sefer Dogubeyazit ilçesine de gidip özellikle Ağrı Dağını ve İshak Paşa Sarayını da görecektim. Uçak korkumu da ilk defa yenerek tekrar heyecan ve coşkuyla kavuşmuştum Ağrı’ya .
Ziyaretimin ikinci günü Doğubeyazıt’ a gitmek için yola çıktık. Taşlıçay ilçesini de geçtikten sonra merakla beklediğim Ağrı Dağını ilk defa görmenin heyecanını yaşadım. Ağrı Dağı karşımda tüm kişiliğiyle yükselirken tarifi imkansız duygular içerisindeydim. Kendimi bildiğimden beri Ağrı Dağı merakım hep vardı. Tepesine tırmanabilsem, yaylarına çıkıp renkli küçük çiçekleri görebilsem diye geçirirdim hep, ne kadar imkânsız olsa da Ağrı Dağının en tepesine çıkıp Ahmet Kaya şarkılarını yüksek sesle söylemek gibi hayallerim bile vardı. İnsan çok sevdiği bir şeyi kelimelere dökerken zorlanıyor inanın ben de şuan bu duyguları yaşıyorum. Ama mutlaka hayatınızda bir kez olsun, Ağrı Dağının o inanılmaz ihtişamını görün. O zaman anlayacaksınız ne demek istediğimi. Hepimiz biliyoruz Ağrı Dağı Türkiye’ nin 5.137 metrelik rakımıyla en yüksek dağıdır. Yüksekliğinin bir rakamla ifade edilmesinin dağı gördükten sonra bir anlamı bile kalmıyor aslında. O ihtişam her şeyi unutturuyor insana. Türkiye’nin doğu ucunda, İran’ın 16 km batısında ve Ermenistan’ın 32 km güneyinde olan bir yerde. Dağın %65’lik bir kesimi Iğdır ilinde, kalan %35’lik kesimi ise Ağrı ili sınırları içerisinde. Büyüklüğünü her yerden görebiliyorsunuz. Yalnız Ağrı Dağını gördükten sonra İshak Paşa Sarayına giderken hiç duymadığım bir şey söylediler. Ağrı dağı sadece İshak Paşa Sarayının bulunduğu yerden gözükmezmiş. Efsanelerden birinde “paşa, sarayın dağı görmesini, birbirlerini kıskanmalarını istememiş” deniyor, bu aslında bana anlatılanlarla örtüşüyor. Bir başka yerde de “Çolak Abdi Paşa’nın kızı, Ağrı Dağı eteklerinde dolaşan bir çobana aşık oldu. Paşa ne yaptı, ne ettiyse kızının gönlünü çobandan çelemedi. ‘Öyle bir saray yapacağım ki kızım, değil çobanı, Ağrı Dağı’nı bile göremeyecek’ dedi.” gibi bilgilerde yer alıyor. Aslında bu bilgileri ilk duyduğumda yok ya dedim saraydan yine de gözükür ama sarayın neresine gittiysem Ağrı Dağını göremedim. Zaten ilk Sarayın kapısına geldiğimde bütün yorgunluğumu unuttum. Nerden geldiğimi niye orda olduğumu tarih filminden geçiyor gibi bir his vardı içimde. İnternetten İshak Paşa Sarayı hakkında birçok bilgiyi edinmiştim zaten ama bir anda Sarayın içerisinde olmak çok farklı bir duyguydu.. Her köşesi ayrı güzel ihtişamı, büyüklüğü işçiliği muhteşem. Adeta tarih kokuyor her köşesi. Saray içine girdiğim andan itibaren büyüleyici atmosferi ve efsaneleri ile bütün ruhumu sarıp sarmaladı. İçerdeki kitabelerden de anlaşıldığı üzere 1784 yılında Çıldıroğulları’ndan II. İshak Paşa döneminde yaptırılmış. Osmanlı mimarisinin, Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul ediliyor. Yapımı doksan dokuz yıl sürmüş olsa da mimari yapısı çok değişkenlik gösteriyor. Sarayın üç yüz altmış altı tane odası var. O kadar büyük ki , içinde barındırdığı cami, divan odası, fırın, mutfak, ahırları ve hamamıyla sanki küçük bir şehri andırıyor. Konumu, görkemli mimarisi, anıtsal tak kapıları, taşa hayat veren motifleriyle tam bir sanat abidesi. Ayrıca dünyada kalorifer sisteminin kullanıldığı ilk saray da İshak Paşa Sarayı olduğunu öğrenmenin şaşkınlığını da bir süre atamadım üzerimden. Saray da attığınız her adımda iyi ki gelmişim cümlesini geçiriyorsunuz içinizden. Böyle ihtişamlı bir yapının dağın tepesine nasıl inşa edildiği sorusuyla baş başa kalıp hayranlıkla etrafı seyre dalıyorsunuz. Sarayı gezip dışarıya çıktıktan sonra çay içilecek bir yer var sarayın bahçesinde. Sandalyeye oturup çayınızı yudumlarken karşınızda Dogubeyazit kalesi sanki tarih kitaplarindan çıkmış gibi heybetiyle sizi büyülüyor. O çayın tadını ben daha önce hiçbir yerde tatmadım. Belki de bana öyle geldi bilmiyorum ama şu an bile aklıma geldiğinde diyorum keşke bir bardak daha içseydim. Bazı tatlar bazı anlarda beyinde iz bırakıyor. Benimde o manzara karşısında içtiğim çayın tadı da bu sekilde iz bıraktı beynimde. Saraydan hayranlıkla ayrılırken 500 metre uzakta bulunan, büyük İslam âlimlerinden ‘Memu Zin’ adlı eserin sahibi Şeyh Ahmedi Hani’nin türbesi olduğunu ögrendim. Orayi da ziyaret ettikten sonra yolumuza yemek molası vererek devam etmek istedik.Yolda birçok restorant var. Ama bizim ilgilimizi çeken bir yerde durup içeri girdik. Gelen misafirlerle i kadar ilgileniyorlar ki ilk dakikadan itibaren kendinizi çok daha özel hissediyorsunuz. Masaya oturur oturmaz bir adam geldi yanimiza ve Dogubeyazit ilçesinin en meshur çorbası ve köftesinden bahsetti. Hatta bahsetti az kalır yapılışına varıncaya kadar tek tek anlatti. Ilk olarak Gırar çorbası (ayran aşı)nın nasıl yapıldığını anlattı. Kisaca aklimda kaldığı kadariyla anlatmaya çalisiyim. Yoğurt, yumurta, un ve bir miktar su ile çırpılıyor. Su bir tencerede kaynatılıyor yoğurtlu karışıma yavaş yavaş eklenerek birlikte ocağa alıniyor. Buğday ve nohut eklenerek karıştırılip hazırlanıyor. Üzerine daglardan toplanan yedi çeşit farki bitki eklenip tereyağ ile servis ediliyor. Çorbanin tarifinden sonra önümüze ne zaman geldi bir kase çorbayı ne zaman bitirdim hatirlamiyorum.Gerçekten çok değişik ve farklı bir çorba içmenin mutlulugunu yaşarken arkasından Abdigor köftesi isminde ki yemek geldi.Bu köftenin yapımı çok zahmetli olduğu için evde kadınlar yapıp restorana öyle getiriyorlarmiş. Abdigor köftesi İshak Paşa’nın 1634-1680 yılları arasında yaşayan ve kör olduğu için ‘Kör Abdi’ olarak anılan babası Çolak Abdi Paşa’nın midesindeki rahatsızlığın artması nedeniyle sarayın aşçıları tarafından hazırlanmış bir yemekmiş.Kuşaktan kuşağa anlatılan bu diyet yemeği yani Abdigor köftesi, Doğubayazıt’ın geleneksel mutfağıyla özdeşleşmiş adeta. 17. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar Doğubayazıt mutfağında pişirilen Abdigor köftesi, şimdilik Anadolu’nun bilinen en eski ve lezzetli diyet yemeğini oluşturmaktaymiş. Diyet yemeği olarak gelen köftenin büyüklüğü etrafinda ki pilavı görsel olarak bile muhtesemdi. Tadı da gayet güzeldi. Yemekten sonra restoranin bahçesinde sergilenen kilimler dikkatimizi çekti ve bilgi almak istedik. Orada ki görevli bize bilgiler verdi. Doğubayazıt dev bir halı ve kilim pazarı. Anadolu, İran, Ermenistan ve Kafkasya halılarının güzelliği adeta göz kamaştırıyor. Çoğu el dokuması. Motiflerin zenginliği kadim kültürlerin birikiminden süzülmüş. Renklerse ilhamını doğadan, çiçeklerden, giysilerden almış. Halıların metrekare fiyatları 300 ila 7 bin TL arasında. Adresinize kargoyla gönderiliyor. En geniş koleksiyona sahip Ararat Carpets Kilims’de halı yapımını görebilir, kursları izleyebilirsiniz. İçesindeki el dokuması halıların yön, ölçü, biçim, doku, renk ve değerlerin düzenleme ilkelerine uygun olarak beğeni ve canlılık yaratacak şekilde bir araya getirilmesi ile oluşmakta oldugunu ancak bu işlem, tekrar, uygunluk, zıtlık, egemenlik ve denge ilkeleri dikkate alınarak yapılması gerektiği anlattı.El dokusu halıcılıkla uğraşan bireylerin desen konusunda teknik bilgiye sahip olması gerektiği düşünülmektedir Anadolu kadını ise, hiçbir matematik, renk ve düzen bilgisi olamadan, süslediği her şeyi kendi zevk ve anlayışına uygun bir şekilde işlemiştir. Özellikle dokumalarına kendi öz benliğinden, geleneğinden bir şeyler katarak geniş anlamda bir tarz meydana getirmiştir. Halı ve kilim dokumalarda motifler genellikle geleneksel motif ve imler (damgalar), yöresel özelliği olan motifler, bitki ve hayvan motifleri olarak gruplandırılmaktadır. Anlatan kişiye teşekkür ettik ama kilimler hakkında ne kadar bilgi edinsek te üzerlerinde ki motifler zaten ne kadar büyük bir emeğin olduğunu da ortaya koyuyordu zaten.
Arabamıza binip Doğubeyazıt gezimize devam ederken ilçeye Doğubayazıt ın 35 km doğusunda, İran sınırına 2 km uzaklıktaki meteor çukurunu da görmek istedik. Genişliği 35 metre. Derinliği ise 60 metre olan çukurun TRT kaynaklarına göre 1920 de düşmüş olduğu söyleniyor. O zaman da yaşamış bir amca çok büyük bir gürültü duyduklarını ve yanlarına gittiklerinde devasa büyüklükte bir çukurla karşılaştıklarını anlatmış. Çukurun büyüklüğü insanı korkutsa da o anda orda olmanın büyüsüne kapılıyorsunuz. Çukurun bulunduğu yerden ilçenin merkezine doğru ilerledik. İnsanların yürekten karşılamaları, ilgilenmeleri insana sürekli şu cümleyi kuduruyor evet ya Doğunun insanı işte bir başka oluyor.
Çarşı merkezdeyken İstanbul da Ağrı tanıtım günlerinde tanıştığım DoğubeyazıtBelediye başkanı sayın Yıldız Acar la kitabımla ilgili görüşmek üzere ziyaretine gittim. Sağ olsun benimle ilgilendi Doğubeyazıt’ın sosyal kültürel sorunlarıyla ilgili konuştuk. Elinden gelenin fazlasıyla yaptığına ben bizzat şahit oldum. Bir kadın olarak ta cesaretine hayran kaldım. İnanıyorum ki, Doğubeyazıt için çok daha güzel şeylere imza atacak. En son ayrılırken kurduğu cümleler zaten ne kadar güzel yürekli bir insan olduğunu da koymuştu ortaya. Yüreğimizi siyaha boyayanlar sandınız ki, Bir daha doğrulamayacağız düştüğümüz yerden Bakın işte yine buradayız el ele yürek yüreğe Elimizde gök kuşağının yedi rengi fırçası ile Siyahları yok etmeye geldik var gücümüzle Bizim gücümüz sevgimiz, gücümüz kardeşliğimiz, Acıları, kederleri yok edemeyiz belki yüreklerimizden ama Bir nebze hafifletip tuz basabilirsek yaralarımıza en büyük mutluluk bizim için. İnadına barış , inadına sevgi…Böyle güzel bir vedadan sonra Belediyeden de mutlu bir şekilde ayrılmıştık. Ağrı ya tekrar dönmek için yola çıktık. Unutulmayan bir Doğubeyazıt gezisi oldu benim için. Bir ilçeden çok daha fazlasıydı. O kadar etkilendim ki eğer ki daha gitmediyseniz mutlaka görmeniz ve kesinlikle gezinizi ertelememeniz gereken bir yer.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılay Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, “Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay bu ülkenin övünç kaynağıdır, Kızılay medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi tebrik ediyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Kızılay Ödülleri Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılayın 158. yaş gününün ülke, millet, sivil toplum camiası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.
Milletin vicdan ve merhametinin, inanç ve hamiyetinin sembolü olan hilalin ışığını yeryüzünün dört bir yanına taşıyan gönüllülere, hayırseverlere, bağışçılara ve Kızılay çalışanlarına şükranlarını sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kızılaya canından can katan, kanından kan veren, bu müesseseyi imar ve ihya eden tüm vatandaşlara yürekten teşekkür etti.
“Dünyanın farklı bölgelerinde kalbi bizimle atan, Kızılaya yaptığı bağışlarla ahdine, mazisine, geleceğine, vahdet ve uhuvvetine sahip çıkan tüm dostlarımızdan Allah razı olsun diyorum” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Kızılayın kurucuları Dr. Marko Paşa, Dr. Abdullah Bey, Kırımlı Aziz Bey ve Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’yı saygıyla yâd etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yapının küresel bir iyilik ve dayanışma hareketine dönüşmesinde payı olan, emeğiyle, çabasıyla, gayretiyle, alın ve fikir teriyle bu kuruluşa katkı sunan fakat artık fani dünyadan ebedi âleme göç eden tüm büyüklere Allah’tan rahmet niyaz etti.
Kriz ve çatışma bölgelerinde, afet ve acil yardım çalışmalarında, aziz milletin yardım elini mağdurlara, mazlumlara, masumlara uzatırken şehit düşenleri rahmetle anan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dört ana kategoride ödüllerini verecekleri kişi, kurum, kuruluş ve firmaları şahsı ve milleti adına tebrik etti, başarılarının daim olmasını diledi.
“DERDE DEVA OLMAK İÇİN KELİMEYE, CÜMLEYE İHTİYAÇ DUYULMAZ”
Tarihin her sayfasında Türk milletinin yer aldığı kısımlarda daima ahlakla, erdemle, şefkat ve merhametle karşılaşıldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi Dayanışma gibi, paylaşma gibi, iyilik ve hayırda yarışma gibi hasletler bizim millî seciyemizin temel unsurlarıdır, hamurumuzun özü ve mayasıdır. Bunlar, millet olarak insanlığa en güzel örneklerini verdiğimiz mazi, hâl ve istikbal hattında asırlar boyunca sancaktarlığını üstlendiğimiz değerlerdir. Bizim beslendiğimiz o mümbit kaynakta, ruh köklerimizin uzandığı o bereketli toprakta acıyı dindirmek için, yarayı sarmak için, hepsinden öte bir derde deva olmak için kelimeye, cümleye, lügate ihtiyaç duyulmaz. Mazluma ve mağdura dili, dini, mezhebi sorulmaz. İhtiyaç sahibinin ırkına, rengine, meşrebine, kim olduğuna bakılmaz. Garibin, yoksulun, yetim ve öksüzün duasını almak, düşenin elinden tutmak, merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle ‘Hakkı tutup kaldırmak’, rıza-i ilahiden başka hiçbir amaç, hiçbir kaygı taşımaz. Bizim tüm bu hassasiyetlerimiz, tarih boyunca kurduğumuz devletlerde olduğu gibi vakıf, dernek ve cemiyetlerimizde de en parlak şekilde tebarüz etmiştir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Haziran 1868’de Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti adıyla kurulan Türk Kızılayın bu müesseselerden biri olduğunu ifade etti.
Cephe gerisindeki hastaneleriyle, hasta taşıma servisleriyle, donattığı hastane gemileriyle, yetiştirdiği hemşireler ve gönüllü hasta bakıcılarla Türk Kızılayın 93 Harbi’nden Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar milletin varoluş mücadelesi verdiği tüm savaşlarda Mehmetçiğin yardımına koştuğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bilhassa, Çanakkale Zaferi, Birinci Cihan Harbi ve İstiklal Savaşı’nda Kızılayın rolü çok ama çok önemlidir. Kızılayımız, millî mücadele döneminde diğer hizmetlerinin yanı sıra cepheye tam 40 bin sandık sağlık malzemesi taşımış, kadını ve erkeğiyle, genci ve yaşlısıyla cefakâr milletimizin, aynı zamanda gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin dişinden tırnağından artırarak yaptığı bağış ve yardımları askerlerimize ulaştırmıştır. Bakınız merhum Mehmet Emin Yurdakul, Hilal-i Ahmer hanımlarına ithaf ettiği şiirinde o kahraman yürekleri nasıl selamlıyor; ‘Size selam, size hürmet, ey hilalin kadınları. Size selam, size hürmet, ey yurdun pak alınları. Ölümlerin önlerinde sargıları bağlayan siz, cenazeler üzerinde matemlerle ağlayan siz. Yara sarmak, can kurtarmak, bu ne iyi, ne güzel iş. Kullarına Cenabıhakk bundan güzel iş vermemiş. Bırakmasın Allah’ımız çatıları merhametsiz, vatanları merhametsiz, bizi sizsiz ve şefkatsiz.’ Ben de Rabbim bizi Kızılaydan mahrum bırakmasın diyorum.”
“Kızılay, Filistin’de, Bosna’da, Afganistan’da, Somali’de, Irak’ta, Suriye’de ve daha pek çok yerde yürüttüğü çalışmalarla gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizin sadece kalplerine değil zihin ve hafızalarına da kazınmıştır” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin, iç savaşlardan dolayı vatanını terk etmek zorunda kalan muhacirlere bir ensar şuuruyla yaklaştığını ve şefkat kucağını açtığını söyledi.
Hilal-i Ahmer’in, doğal afet ve salgın dönemlerinde bakım, barınma ve beslenme faaliyetleriyle de ön safta yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılay, bu milletin yüz akıdır. Kızılay, bu ülkenin övünç kaynağıdır. Kızılay, medeniyetimizin kimlik vesikası, millî ve manevi şahsiyetimizin aynadaki yansımasıdır. Yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetleriyle milletimizin iftihar vesilesi olan Kızılay ailemizi bugün bir kez daha tebrik ediyorum” diye konuştu.
“KIZILAYIMIZ BUGÜNE KADAR 26 BİN TONU AŞKIN İNSANİ YARDIM MALZEMESİNİ GAZZE’YE ULAŞTIRDI”
Türk Kızılayın afet yönetiminden kan hizmetlerine, uluslararası yardımlardan sağlık ve sosyal hizmetlere, eğitim çalışmalarından barınma, beslenme ve psiko-sosyal desteklere çalışmalarını bugün de başarıyla sürdürdüğünü anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Şube, temsilcilik ve delegasyonlarıyla kan bağışı, hastane, lojistik ve tıp merkezleriyle ihtiyaç sahiplerine yönelik ücretsiz butik mağazalarıyla tüm bu faaliyetler özverili bir şekilde sınır ve engel tanımadan devam ediyor. Gönüllülerimiz ve Kızılay mensuplarımız hizmetlerine ihtiyaç duyulan her yerde adeta arı gibi çalışıyor. Netanyahu’nun başını çektiği siyonist soykırım şebekesinin saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de, Kızılayımız bugüne kadar 26 bin tonu aşkın insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırdı. 7 Ekim’den bu yana 15 milyon öğün sıcak yemekle Gazzeli kardeşlerimizin sofralarına katkı yaptık. Aşevi hizmetleriyle günlük 30 bin kişiye sıcak yemek dağıttı.
Vekâletle kurban kampanyası ile Gazze için 22 bin 757 hisse kurban kesti. Ateşkes sonrası başlattığı ‘Gazze, Neşeli Çocuklar Projesi’yle Gazze’deki yavrularımıza gıda hizmeti veren Kızılay, bir yandan da çocuklara yönelik psiko-sosyal destek faaliyetleri ifa ediyor. Kızılay Gazze Ofisi, eş zamanlı olarak sahada ihtiyaçların tespiti ve iyileştirme çalışmalarını titizlikle yerine getiriyor. Gazze’nin yanı sıra siyonist barbarların hedefi olan Lübnan’da da Kızılay, gayretleriyle milletimizin yüzünü ağartmaktadır. Dünkü grup konuşmamda ifade ettiğim gibi İsrail, mevcut yönetim altında ham maddesi sadece kan ve gözyaşı, sadece istikrarsızlık ve kaos olan fitne üretim fabrikasına dönüşmüştür”
“Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıranlar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalimlerin yakasına yapışacaktır” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün Hitler’in yolundan gidenler unutmasınlar ki böyle devam ederlerse tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır” dedi.
Türkiye’nin bir taraftan mazlumlara yardım elini uzatırken diğer taraftan da katliam şebekesinin hukuk ve tarih önünde hesap vermesi için elinden geleni yapmaya devam edeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada şunu da gururla ifade etmek isterim, Kızılayımız, 190’ı aşkın üyeye sahip Kızılay-Kızılhaç Cemiyeti içinde geçtiğimiz yıl en fazla sayıda ülkeye en çok yardım ulaştıran birinci ulusal cemiyet olmuştur” diye konuştu.
Kızılayın elde ettiği bu başarının aynı zamanda Türk milletinin cömertliğinin, alicenap karakterinin ve dayanışma bilincinin de en açık göstergesi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunun da altını önemle çizmek durumundayım, 6 Şubat depremlerinde Kızılayımız tarihinin en büyük afet müdahale operasyonunu icra etmiştir. Kızılay, asrın felaketinden çıkardığı derslerle afetlere hazırlık vizyonunu güçlendirmiş, kapasitesini yeniden ve daha güçlü biçimde inşa etmiştir. Deprem bölgesinde 400 milyonun üzerinde sıcak yemek ve paketli gıdayı afetzedelerimize dağıtmıştır. On binlerce çadır ve battaniye yardımının yanı sıra AFAD’ımızın barınma hizmetlerine destek olmuştur. Mobil mutfak, mobil fırın, mobil aşevleri ve ikram araçlarıyla sahada beslenme hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde sunulmasını sağlamıştır.
Depremden en çok etkilenen altı ilimizde kurulan toplum hizmet merkezleriyle koruma, barınma, su ve sanitasyon alanlarında kapsamlı projeler gerçekleştirilmiştir. Esnaf ve Çiftçi Destek Programları dâhilinde on binin üzerinde esnaf ve çiftçimize nakit destek verilmiştir. Bu vesileyle depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bugün bir kez daha rahmetle anıyorum. Kızılay ve AFAD’ımızla birlikte arama-kurtarma çalışmalarından, şehirlerimizin yeniden inşasına deprem bölgemizin ayağa kaldırılmasında emeği geçen tüm kurumlarımıza, gönüllü kuruluşlarımıza ve hayırseverlerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.”
“KRİTİK İLAÇLARI ARTIK ÜLKEMİZDE ÜRETECEĞİZ”
Kızılayın geçtiğimiz yıl 3 milyon ünitenin üzerindeki kan bağışıyla yeni bir rekora imza attığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kızılayımız, sağlık sektöründeki yerli ve millî yatırımlarını da başarıyla devam ettiriyor. Birazdan inşallah canlı bağlantıyla temelini atacağımız Çubuk ilçemizde 130 bin metrekare alana sahip Protürk Fabrikası da bunlardan biridir. Protürk Projesiyle kandan elde edilen kritik ilaçları artık ülkemizde üreteceğiz. Bu ilaçları kanser, travma, yanık, bağışıklık sistemi hastalıkları ve hemofili gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanacağız. Böylelikle Türkiye’yi plazmadan kritik ilaç üreten ülkeler sınıfına dâhil ederek bu ilaçlarda dışa bağımlılığa inşallah son vereceğiz” ifadesini kullandı.
Projenin ülke ve millet için hayırlı olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeği geçenleri kutladı.
Yurt dışından ithal edilen kan torbalarının da Türkiye’nin kendi imkânlarıyla üretileceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Silivri’deki fabrikamızın da kuruluş çalışmaları sürüyor. Bu fabrikanın tamamlanmasıyla yıllık yaklaşık 3 milyon kan torbasını ülkemizde ve kendi tesisimizde imal ederek 1 milyar liralık ithalat maliyetini sıfıra indireceğiz. Çok yakın bir dönemde hizmete alacağımız bu yatırımın da hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Kızılay camiamızın her bir mensubuna, iyiliği omuzlayan merhamet çınarımıza gözü gibi bakan tüm gönüllülerimize, bağışçılarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.”
Konuşmasının ardından Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Millî Mücadele döneminde Hilal-i Ahmer Cemiyeti gönüllüsü ve Balkan Harbinde iki evladını şehit veren Bandırmalı Nuriye Hanım’ın Filistin Cephesinde düşmana karşı kahramanca mücadele eden ve cephenin düşmesi neticesinde kendisinden haber alınamayan son oğlu Murat’ın akıbetini öğrenmek üzere Türk Kızılayına hitaben kaleme aldığı mektubun yer aldığı bir tablo takdim etti.
Kızılay Ödülleri kapsamında Filistin Özel Ödülü’ne layık görülen 12 yaşındaki Gazzeli Renad Attallah, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tasarımını kendisinin yaptığı ve üzerinde “Free Palestine” yazılı tişörtü hediye etti.
Ödül törenin ardından Ankara Çubuk’ta kurulacak Protürk plazma ilaç tesisinin canlı yayın bağlantısıyla temel atma töreni gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, davetine icabetle Türkiye’yi ziyaret eden Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez’i resmî törenle karşıladı.
Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’ndeki karşılama töreninin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Venezuela Geçici Devlet Başkanı Rodriguez, ikili ve heyetler arası görüşmeye geçti.
Görüşmede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat hazır bulundu.
Koç Topluluğu, kuruluşunun 100. yılını temellerinin atıldığı Ankara’da özel bir davetle kutladı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç yaptığı konuşmada, “Topluluğumuz; asırlık hikâyesinde Cumhuriyetimizin iktisâdî ve toplumsal kalkınma hamlesiyle aynı istikâmette gelişmiştir” dedi.
Koç Topluluğu’nun Cumhuriyet’le birlikte şekillenen 100 yıllık yolculuğunun yolculuğunun aktarıldığı davette, Topluluğun hikâyesini anlatan ve yapay zekâ ile hazırlanan özel film gösterildi. Ayrıca Semahat Arsel ve Rahmi M. Koç’un tanıklıklarıyla aile hafızasına ve iki yüzyıla uzanan birikime ışık tutan “İki Kardeş İki Yüzyıl” filmi de davetlilerle buluştu. Davete Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, siyasi parti liderleri ve temsilcileri, yüksek bürokratlar, yabancı misyon temsilcilikleri ve iş dünyasından isimlerle çok sayıda seçkin konuk katıldı.
Koç Topluluğu, kuruluşunun temellerinin atıldığı Ankara’da, 100. yıl etkinlikleri kapsamında Ankara Ticaret Odası (ATO) Congresium’da özel bir davet düzenledi. Davette, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, siyasi parti liderleri ve temsilcileri, yüksek bürokratlar, yabancı misyon temsilcilikleri ve iş dünyasından isimlerle çok sayıda seçkin konuk bir araya geldi. Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Yönetim Kurulu Üyesi Semahat Arsel, Yönetim Kurulu Üyesi Caroline N. Koç, Yönetim Kurulu Üyesi İpek Kıraç ve Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu da davete katıldı.
Koç Topluluğu’nun kurucusu merhum Vehbi Koç’un 100 yıl önce Ankara’da mütevazı bir ticarethanede attığı adımla başlayan yolculuğunun aktarıldığı davette, Topluluğun Cumhuriyet’le birlikte şekillenen 100 yıllık hikâyesini anlatan ve yapay zekâ ile hazırlanan özel film davetlilerle buluştu. Rahmi M. Koç ve Semahat Arsel’in tanıklıklarıyla hazırlanan “İki Kardeş İki Yüzyıl” filminin de özel gösterimi gerçekleştirildi.
Ömer Koç: “Topluluğumuz; asırlık hikâyesinde Cumhuriyetimizin iktisâdî ve toplumsal kalkınma hâmlesiyle aynı istikâmette gelişmiştir.” Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç konuşmasına “Ankara; Millî Mücâdele yıllarında milletimizin istiklâl kararlılığının simgesi olmuş, Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte kalkınma ve çağdaşlaşma irâdesinin de merkezi hâline gelmiştir. Bu şartlarda, Vehbi Koç’un kurduğu teşkilât; çatısı altında bulunduğumuz Ankara Ticaret Odası’na 31 Mayıs 1926 tarihinde kaydedilmiştir. O teşebbüsün, bugün ülkemizin sanâyi, üretim ve mühendislik gücünü dünyâ ölçeğinde temsîl eden itibârlı bir müesseseye dönüşmüş olması bize gurur veriyor” diyerek başladı.
Ömer Koç, Koç Topluluğu’nun asırlık hikâyesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma yolculuğuyla aynı istikâmette geliştiğini vurgulayarak, “Topluluğumuz; asırlık hikâyesinde Cumhuriyetimizin iktisâdî ve toplumsal kalkınma hamlesiyle aynı istikâmette gelişmiştir. Ülkemizde ilk anonim şirketin kurulması, ilk endüstriyel girişim, ilk uluslararası ortaklık, ilk halka arz, ilk holding olma ve ilk özel vakfı kurma gibi pek çok alanda öncü olmuştur. Genç Cumhuriyet’in çalışma azmi, üretim heyecânı ve aydınlık istikbâl tasavvurunda filizlenen topluluğumuz; sanâyileşmeyi vatan için üstlendiğimiz çok mühim bir mesûliyet olarak değerlendirmiştir. Vehbi Bey’in “Ülkem varsa ben de varım, demokrasi varsa hepimiz varız” şiârı yalnızca ferdî bir yaklaşımı değil; nesilden nesile taşınan bir vâzîfe anlayışını ifâde etmektedir” diye ekledi.
Ömer Koç: “Asıl başarıyı; memleketimizin sanâyi ve mühendislik birikimini güçlendirmekte, beşerî sermayeyi desteklemekte ve Türkiye’nin rekâbet gücünü ileriye taşımakta gördük.” Koç Topluluğu’nun geride bıraktığı ilk yüzyıl boyunca büyümeyi hiçbir zaman sâdece rakamlarla tarîf etmediğini vurgulayan Ömer Koç, “Bu anlayışla; geride bıraktığımız yüz yıl boyunca attığımız her adımda yatırımı ve istihdâmı müşterek refâhın unsurları olarak telâkki ettik. Büyümeyi hiçbir zaman sâdece rakamlarla tarîf etmedik. Asıl başarıyı; memleketimizin sanâyi ve mühendislik birikimini güçlendirmekte, beşerî sermayeyi desteklemekte ve Türkiye’nin rekâbet gücünü ileriye taşımakta gördük” diye konuştu.
Ömer Koç, Topluluğun sâdece iktisâdî anlamda değil; eğitim, kültür-sanat ve sağlık alanlarında da fayda sağlamayı öncelik addettiğini belirterek, “Kuşaklar boyunca inşâ edilen birikim neticesinde 60’ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışma arkadaşımızla faâliyet gösteren uluslararası bir topluluk hâline geldik. Bugün 155 ülkeye ihracat yapıyor, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 8’ini gerçekleştiriyoruz. Koç Holding olarak Fortune Global 500’de yer alan tek Türk şirketi olma başarısını sürdürüyoruz. Otomotivden enerjiye, dayanıklı tüketimden finans ve turizme kadar pek çok sektörde katma değer sağlıyor, hizmet veriyor ve mühendislik kapasitemizi geliştiriyoruz. Hangi coğrafyada faâliyet gösterirsek gösterelim, dâimâ memleketimize karşı duyduğumuz mesûliyetin ve bayrağımızı dünyânın dört bir yanında dalgalandırmanın şevkiyle hareket ediyoruz. Hangi alanda çalışırsak çalışalım; işimizi dâimâ ülkemize kalıcı değer üretme hedefiyle yürütüyoruz. Sâdece iktisâdî anlamda değil; eğitim, kültür-sanat ve sağlık alanlarında da fayda sağlamayı öncelik addediyoruz” dedi.
Ömer Koç: “İkinci yüzyılımızda da aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yolumuza devâm edeceğiz.” İkinci yüzyıllarına aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yürümeye devâm edeceklerini belirten Ömer Koç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “İkinci asrımıza adım atarken; genç nüfusumuzun girişimcilik kâbiliyetinden, sanâyi tecrübemizin ve yetişmiş insan kaynağımızın ülkemizi çok daha ileriye taşıyacağına eminiz. Koç Topluluğu olarak; ilk yüzyılımızı büyük bir gayret ve kararlılık duygusuyla geride bıraktık. Bundan sonra da Büyük Atatürk’ün açtığı medeniyet yolunda lâik cumhuriyetin değerlerine sâhip çıkarak aynı inanç, aynı çalışma azmi ve aynı memleket sevgisiyle yolumuza devâm edeceğiz. Çok iyi biliyoruz ki; elde ettiğimiz başarılar, emekleri ve bağlılıklarıyla topluluğumuza güç veren çalışma arkadaşlarımızın, bayilerimizin ve iş ortaklarımızın sâyesinde mümkün oldu. Kendilerine ve ayrıca bize bir asırdır teveccüh gösteren milletimize ve desteklerini esirgemeyen devletimize müteşekkiriz.”
Davette Ömer Koç’un ardından konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Koç Topluluğu’nun hikayesi Cumhuriyet’imizin ekonomik kalkınma serüveniyle kesişen, örtüşen bir hikayedir. Ankara’nın köklü ticaret kültürü ahilik geleneğinden beslenen iş ahlakı ve girişimcilik anlayışı içinde filizlenen bu yolculuk zamanla ülkemizin en büyük sanayi ve hizmet topluluklarından birine dönüşmüştür. Merhum Vehbi Koç’un henüz genç yaşlarda Ankara’da başladığı ticaret hayatı çalışkanlık, dürüstlük ve ileri görüşlülük temelinde yükselmiş ortaya koyduğu vizyon nesiller boyunca taşınan güçlü bir kurumsal yapının temelini oluşturmuştur. Topluluğun tarihine bakıldığında Türkiye’nin sanayileşme yolculuğunun birçok önemli durağında izlerini görmek mümkündür” ifadelerini kullandı.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. www.kimlerburada.com Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Size daha iyi hizmet sunabilmek amacıyla çerezleri kullanıyoruz. Çerezler Hakkında Aydınlatma Metni için tıklayınız. www.kimlerburada.com Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, Gizlilik ve Çerez Politikamızı kabul etmiş olursunuz.
Gerekli cookie, sayfa gezinmesi ve web sitesinin güvenli alanlarına erişim gibi temel işlevleri etkinleştirerek bir web sitesi kullanıma yardımcı olur. Web sitesi bu cookie olmadan düzgün çalışamaz.
Tercih cookies, bir web sitesinin, tercih ettiğiniz diliniz veya bulunduğunuz bölgeniz gibi, web sitesinin davrandığını veya görünüşünü değiştiren bilgileri hatırlamasını sağlar.
İstatistik
İstatistik cookies, web sitesi sahiplerinin anonim olarak bilgi toplayıp bildirerek ziyaretçilerin web siteleriyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir.
Pazarlama
Pazarlama cookies, ziyaretçileri web sitelerinde izlemek için kullanılır. Amaç, bireysel kullanıcıya ilgi çekici ve böylece yayıncılar ve üçüncü taraf reklamverenler için daha değerli olan reklamları görüntülemektir.
Sınıflandırılmamış
Sınıflandırılmamış cookies, bireysel kurabiye sağlayıcıları ile birlikte sınıflandırma sürecinde olduğumuz cookies.